» Publishers, Monetize your RSS feeds with FeedShow: More infos (Show/Hide Ads)
demir ranza,metal ranza alım satım,ucuz ranza,işçi ranzaları,işçi ranza
işçi yatakları,toptan ranza satış,şantiye ranzaları,şantiye yatakları
satılık eşya sitesi,büro mobilyaları alım satım,ofis mobilyaları alım satım
Ancak, işte gördük, '4. kuvvet' diye bilinen ve çalışma tarzıyla çok daha özgür olması beklenecek medyamız, '3. kuvvet' olan yargının yanında sınıfta kaldı. Savcının kaleme aldığı iddianameyi bile değerlendiremedi medya, muhtemelen mahkeme kararına yansıyacak bilgileri de görmezden gelecek...
Şemdinli'de bir kitabevine konulan bombayla başladı her şey. 'Kitabevi', işlevsel olarak, medya iler irtibatlı bir mekân. Bir kitabevine atılan bomba, bir yönüyle, basın mesleğine de atılmış sayılabilir. Halkın haber alma hakkı gibi önemli bir dürtü yetmiyor olsa bile, bir kitabevine bomba konulmuş olması, hepimizi ayaklandırmalıydı. Sessiz-sâkin izlemeyi seçtik Türk medyası olarak...
Bundan sonra da öyle kalacak mıyız?
işçi yatakları,toptan ranza satış,şantiye ranzaları,şantiye yatakları
satılık eşya sitesi,büro mobilyaları alım satım,ofis mobilyaları alım satım
büro mobilyaları satış,büro koltukları satış,ofis koltukları satış,spot büro mobilyaları
Bu durumda okyanuslar, denizler ve göllerde, donma alttan başlayacaktı. Alltan başlayan donma, yüzeyde soğuğu kesecek bir buz tabakası olmadığı için, yukarı doğru devam edecekti. Böylece Dünya'daki göllerin, denizlerin ve okyanusların çok büyük bölümü dev birer buz kütlesi haline gelecekti. Denizlerin yüzeyinde sadece birkaç metrelik bir su tabakası kalacak ve hava sıcaklığı artsa bile, dipteki buz asla çözülmeyecekti. Böyle bir Dünya'nın denizlerinde hiçbir canlı yaşayamazdı. Denizlerin ölü olduğu bir ekolojik sistemde kara canlılarının varlığı da mümkün olamazdı. Kısacası Dünya, eğer su "normal" davransaydı, ölü bir gezegen olacaktı.
Suyun neden "normal" davranmadığı, yani 4°C'ye kadar büzüştükten sonra neden birdenbire genleşmeye başladığı ise, hiç kimsenin cevaplayamadığı bir sorudur.
Burada yalnızca birkaç tane örneği verilmiş olan suyun özellikleri, bu sıvının insan yaşamı için özel olarak yaratılmış olduğunu göstermektedir. Başka hiçbir gezegende böyle bir su kütlesinin olmaması, bunun sadece Dünya üzerinde bulunması elbette ki bir tesadüf değildir. İnsan yaşamı için özel olarak yaratılmış olan Dünya, yine özel olarak yaratılmış olan suyla canlandırılmıştır. Tüm canlılar için büyük bir nimet olarak suyu yaratan Allah'tır. Allah Vakıa Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:
Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa Suresi, 68-70)
http://2elesyaalimsatim.wordpress.com/
http://ikincielesya.wordpress.com/
İsrail'in Çad Müslümanlarına karşı giriştiği savaş bununla kalmadı. Az önce de belirttiğimiz gibi Yahudi Devleti 1980'de başlayan iç savaşta da Müslümanların karşısında yer aldı. Bu iç savaşta kuzeyli Müslümanların lideri Goukouni Oueddi idi. İşin ilginç yanı ise güneyli Hıristiyan/putperest ittifakın başında da bir sözde Müslümanın, daha doğrusu "Müslüman kökenli" bir kişinin, Hissen Habré'nin yer alışıydı...
Evet, en başta Amerika'nın yer aldığı Birinci Dünya, Üçüncü Dünya'nın yanında inanılmaz bir zenginliğe sahipti. Bir taraf açlıktan ölürken, öbür taraf aşırı lükslerle dolu birer tüketim toplumuydu. Ve CFR ideoloğu George Kennan'ın dediği gibi Birinci Dünya, en başta da Amerika, bu adaletsiz sistemin sürmesi için çaba harcamak zorundaydı. Bu, Batı ile Üçüncü Dünya arasında geçecek bir savaş demekti.
Bu doğal bir durum olarak karşılanabilir. İnkarcı insanın bencil tabiatının bir sonucu olarak, Batı'nın elindeki lüksleri Üçüncü Dünya ile paylaşmamak istememesinin ve bu nedenle de Üçüncü Dünya'ya karşı savaş açmasının mantığı anlaşılabilir. Anlaşılması daha zor olan bir şey varsa, o da neden
HABER ARŞİV
Giysiler Artık Oda Sahibi Oldu
Yeni Bir Hayat Tarzı
Oturma İşlevinin Vazgeçilmez Hafifliği
Kişisel Tercihlere Uygun Çözümler
Modern ve Kaliteli Mobilyalar
Konforlu Odalar
Kendinize uygun Dolabı Kurun
Farklı Bir Koltuk
Aksesuar ve Mobilyada Varak
Mobilya Gerçekleri
Hayata Renk Katacak Ürünler
Koltuklarımız Artık Rengarenk
Hayata Değişik Bir Pencereden Bakın
Derinin Hem Sefası Hem de Cefası
Çalışma Üniteleri İçin Ortam Belirleme
Bebekler İçin Özel Oda Tasarımları
Raylı Dolaplar
Modüler Mobilya Tekrar Popüler
Yemek Masaları
Stor Sistemler
Şık Yaşam Alanları
İhtiyacınız Olan Ürünler
Tasarım Ve Kalite
Gençlerin Dünyası
Odanıza Uygun Kitaplık
Tasarımcılar Bir Arada
Tematik Tasarımlar
Masaj Koltukları
Anı Yakalayan Tasarımlar
Çarpıcı Köşe Takımları
Modası Geçmeyen Çağdaş Klasikler
Çocuğunuza Göre Oda Yapın
İhtiyaca Göre Oda
Son Yenilikler Mobilya Fuarlarlarında
Ligne Roset Sahnelere Geri Döndü
Çinliler'in Vazgeçilmez Dolapları
Hayalinizdeki Boşlukları Doldurun
Özel Ürünler
Beyaz Bir Kolleksiyon
Tik Mobilyaların Bakımı
Rahat ve Dinamik Formlar
Yatak Odasına Şık Mobilyalar
Kendinden Isıtmalı Mobilya Sehpa
Koltukların Yüzü Gülüyor
İkinci El Tasarımlar
Deri Mobilyalara İtalyan Dokunuşu
Kenya, her zaman için Batı yanlısı bir ülke olmuştur. Belki de bunun bir yansıması olarak, Kenya liderlerinin ortak özelliği, büyük miktarda haksız kazanç sağlamalarıdır. Örneğin 1964'de ülkenin bağımsızlığına önderlik eden Jomo Kenyatta, bir süre sonra boğazına kadar yolsuzluğa batmış ve ülkenin zenginliğini adeta kendi yakın çevresine bölüştürmüştür. Ayrıca kendi kabilesi olan Kikuyu'ya ülkedeki diğer kabilelere göre son derece adaletsiz bir kayırma politikası uygulamış, diğer kabilelere baskı uygulamıştır. 1978'de bu kez de Kikuyulu olmayan bir Başkan, Daniel Arap Moi iktidara gelmiş, ancak onun rejimi de en az bir önceki kadar baskıcı olmuştur. Moi rejiminin bir diğer özelliği de, aynı önceki gibi dev boyutlarda yolsuzluklara sahne olmasıdır. Başkan Moi Afrika'daki en zengin insan olarak bilinir, çaldığı paralar sayesinde elbette...
Kitabın başından beri incelediğimiz gibi, Kuran'ın İsra Suresi'nin başında haber verilen "İsrailoğulları'nın ikinci yükseliş ve bozgunculuğu", Yahudi geleneğindeki Mesih inancına karşılık gelmektedir. Kuran'da, İsrailoğulları'nın bozgunculuk özelliği şöyle bildirilir: "Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz." (İsra Suresi, 4)
Bu bozgunculuğun iki ayrı boyutu vardı. Biri, global olanıydı: 20. yüzyılı kasıp kavuran savaşların önemli bir bölümünün ardında, "İsrailoğulları"nın büyük rolü olduğuna değindik. I. ve II. Dünya Savaşları'nda, Vietnam Savaşı gibi bölgesel savaşlarda ya da Amerikan kaynaklı dış müdahale/terör geleneğinde Yahudi önde gelenlerinin politik kurumunun, yani CFR'nin büyük etkisinin olduğunu gördük. 11. bölümde, İsrail'in Üçüncü Dünya'yı saran terör ağını daha ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.
Bu ilginç inanca göre, Yahudiler Tanrı'nın Seçilmiş Halkı'dır ve onlar için dünya egemenliğini öngören ilahi bir plan hazırlanmıştır. Evanjelikler ise bu plana destek olacaklar ve kendileri için gerçek kurtuluş ahirette gerçekleşecektir. Yahudiler için kurulmuş olan plan ki Evanjeliklerin "ilahi" sandıkları bu plan, kitabın başından beri incelediğimiz, Kabalacılar tarafından hazırlanmış olan Mesih Planı'ndan başka bir şey değildir Mesih'in
Noam Chomsky, ABD'nin Üçüncü Dünya'yı gerçekte her zaman "asıl tehdit" olarak kabul ettiğini, Soğuk Savaş'ın bitiminin bunu yalnızca görünür kıldığını şöyle anlatıyor:
Üçüncü Dünya'nın nükleer kapasitesine son yıllarda, tam da artık Sovyet tehdidinin ve ona bağlı olarak dış müdahale yapma gerekçesinin kalmamış olduğu bir anda dikkat çekilmesi ilginçtir. Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından silahlanma ihtiyacımızın daha da arttığı söylenmiştir. Kongre'de 20 Mart 1990 günü Bush yönetiminin milli güvenlik stratejisi ile ilgili olarak sunulan rapor, Üçüncü Dünya'nın potansiyel çatışma alanı ve ABD çıkarları için en büyük tehlike olduğunu ilan etmiştir... Kısacası, görülmektedir ki Ruslar gitmişlerdir, yanlarında Amerikan halkını
1917... yirminci yüzyılın iki büyük ideologunun (Woodrow Wilson ve Lenin) dünya sahnesine çıktıkları uğraktı. Wilson Amerikanizmin, yahut 'dünyayı demokrasi için emin hale getirme' teklifinin propagandasını yapıyordu
Bu ortam içinde Abdülhamid'e karşı gelişen muhalefet, asıl büyük icraatını 31 Mart Ayaklanması ile gerçekleştirdi. Sözde ayaklanmayı bastırmak için Makedonya'dan İstanbul'a gelen Hareket Ordusu, isyanı bahane ederek Abdülhamid'i tahtından indirdi. Böylece doğal ittifakın önündeki en büyük engel ortadan kaldırılmış oluyordu. Abdülhamid'i tahtında indiren Hareket Ordusu komutanı Mahmut Şevket'in kişiliği ise "doğal ittifak"ın rolünü yansıtması açısından ilgi çekiciydi. Çetin Yetkin, Türkiye'nin Devlet Yaşamında Yahudiler adlı kitabında, Mahmut Şevket'in geçmişindeki ilginç bir bağlantıyı not ediyor:
Sosyalist-masonik geleneğin oluşmasında en önemli rol, 1776 yılında Almanya, Bavyera'da kurulan "İllüminati" (İllümineler) adlı loca tarafından oynandı. Locanın Yahudi asıllı kurucusu Adam Weishaupt, örgütün amaçlarını şu şekilde sıralamıştı:
1- Bütün monarşilerin ve düzenli hükümetlerin feshedilmesi,2- Şahsi mülkiyet ve verasetin feshedilmesi,3- Aile hayatı ve evlilik kurumunun feshedilmesi ve çocuklar için komünal bir eğitim sisteminin kurulması,4- Bütün dinlerin feshedilmesi
"Ve onlar (Yahudiler) Süleyman'ın mülkü aleyhinde şeytanların uydurduklarına uydular. Süleyman ise küfretmedi; ancak şeytanlar küfretti..." (Bakara Suresi, 102)
Ayetten anlaşılan, Hz. Süleyman'ın ve de dolayısıyla Tapınak'ın Yahudilerce ilahi değil, şeytani bir biçimde yorumlandığıdır. Yahudiler Hz. Süleyman'ın büyüyü kullanarak güç ve hakimiyet elde ettiğine inanırlar. Kabalacılar'dan Tapınakçılar'a, Gül-Haçlar ve masonlara uzanan gelenek de aslında bu "şeytani" yorumdur.
Yanda gözüken Süleyman Tapınağı'nın Kabalist bir çizimi. Diagram'ın içinde Kabala sembollerinin yanında Gül-Haçlar'ın sembolü olan gül ve haç ve masonların ünlü sembolü "üçgen içinde göz" yer alıyor...
Bu şekilde dünyanın ilk kapitalist şehri doğdu. Bugün Yeni Dünya Düzeni de dediğimiz düzen, ekonomik ve ahlaki olarak kapitalizm üzerine kuruludur. Maddeci, ilahi kaynaklardan kopuk, ilerlemeci bir ideolojiye dayalı ve kendine hedef olarak da bir "yeryüzü cenneti" belirlemiş olan kapitalizm, Avrupa insanının büyük bir zihinsel değişim geçirmesi sonucunda ortaya çıkabilmiştir. En büyük faktörünün Protestanlık olduğu bu değişimin kökenini daha ayrıntılı olarak 2. bölümde inceleyeceğiz. Burada yalnızca, kapitalist kurum ve yapıların, kapitalist sistemin ilk kez ortaya çıkmaya başladığı, yer olan, o dönemlerin "süper gücü" Hollanda'nın başkenti Amsterdam'a göz atacağız. Amsterdam, ya da diğer adıyla "Yeni Kudüs"...
Hıristiyanların neden birden bire tüm Yahudilerin Filistin'e gitmesi gerektiği yönünde düşünmeye başladıkları, çok az akademisyen tarafından incelenmiştir. Bu, geleneksel Hıristiyan öğretisinde var olmayan bir düşüncedir. Protestanların, Kilise'nin geleneksel düşmanı olan Yahudiler hakkında neden cilt cilt kehanet kitapları yazmaya başladıkları, neden onlara büyük bir teolojik önem verdikleri de fazla araştırılmamıştır. Şu bir gerçektir ki, Reformasyonun ardından, Avrupalı Hıristiyanlar Yahudilere çok daha fazla ilgi duymaya başlamış ve onlara yönelik bakış açılarını değiştirmişlerdir... Bazı tarihçiler, bu durumu, Rönesans ve Reform hareketlerinin İbrani literatürüne olan ilgisine ve özellikle de Reform'un Eski Ahit üzerindeki vurgusuna bağlarlar. Reform'un bu özelliği, Yahudiler üzerindeki ilgiyi artırmış ve bunun sonucu da Yahudileşme hareketleri gösteren Protestan mezhepleri doğmuştur.
Bir kısım tarihçilere göre ise, Reform, tam anlamıyla bir 'İbranileşme' ya da 'Yahudileşme' hareketidir. Protestanların Yahudi geleneğinde yer alan Mesihçilik (Mesih bekleme) ve binyılcılık (yeryüzünde bin yıl sürecek bir Mesih idaresi) kavramlarını kabul etmeleri, bunun bir işaretidir.
Ülkemizdeki Yahudi vatandaşlarımızın (ve diğer tüm diaspora Yahudilerinin), hiçbir endişe ve tedirginlik hissetmeden, huzur ve güven içinde yaşamalarını sonuna kadar savunuyoruz. Tarihin utanç verici bir sayfası olan "Varlık Vergisi" gibi kabul edilemez baskıların bir daha asla tekrarlanmaması, Yahudi, Rum, Ermeni, Katolik, Protestan ve diğer tüm farklı inançlara mensup, yani "Kitap Ehli" vatandaşlarımızın, inançlarıyla, adetleriyle, gelenekleriyle, yaşam biçimleriyle alabildiğince özgür ve rahat yaşamalarını diliyoruz.
İşte bu sayede, tarihi ve kültürel yönden mevcut, ancak siyaseten kayıp olan Türko-İslami eksen, fiili bir biçimde, askeri ve politik anlamda ortaya çıkabilir.
Kosova'da ne Yapmalı?
Balkanlar'daki Türko-İslami kuşağın şu an en sıcak bölgesi Kosovadır. Sırp yayılmacılığı 1980'lerin sonlarında dişlerini ilk kez Kosova'da göstermişti. Aradan 10 yıl geçtikten ve Hırvatistan ve Bosna dosyaları -en azından şimdilik- rafa kaldırıldıktan sonra, Belgrad'ın terörü bu kez yine Kosova'yı hedef aldı. Bu satırların yazıldığı sıralarda Kosova köyleri Sırp birlikleri tarafından avlanıyor.
Peki bu durum karşısında "Osmanlı vizyonu"na sahip bir Türkiye'nin politikası ne olmalıdır?







